Ürün Çevresi İnovasyonu

22 Mayıs 2017
22 Mayıs 2017 Özgür Eyiol

“Artık sadece müşterinin sesini dinlemek yetmiyor, sessizliklerinde neler saklı olduğunu da bilmek gerekiyor.”
Prof. Ben Bensaou

Bir bilgisayar almak istiyoruz. Bir online alışveriş sitesinde, işlemci tipi aynı olan ve en ucuzu ile en pahalısı arasında 3-4 kat fiyat farkı olan 100’ün üzerinde laptop / notebook bulabilmemiz mümkün. Bir bilgisayar tercih ederken en önemli seçim kriteri olan işlemciye karar vermiş olmanızın, “seçme” işinizi kolaylaştırmadaki yetersizliğini takdirinize bırakıyorum.

Kategori erbabı değilseniz, bir “seçim” yapmanız rahatlıkla haftalarınızı alabilir. Eğer benim gibi, bilgisayarı çoğunlukla iş için ve nadir zamanlarda da film izlemek amacıyla kullanıyorsanız, tercih edeceğiniz bilgisayarın performansını diğerleriyle çok kolay karşılaştıramayacağınıza bahse girebilirim. Özetle şunu iddia ediyorum: Hayatımızı kolaylaştırabileceği varsayılan “ürün çeşitliliği” aslında, başta seçimlerimiz olmak üzere hayli zorluğu içerisinde barındırıyor.

Peki ürün inovasyonuna dayalı bu “farklılaşma” çabaları, markaların ya da sundukları ürünlerin tercih edilirliklerine ne ölçüde katkı sağlayabiliyor? Firmaların nihai amacının “en çok çeşitte ürünü pazara sunmak” değil “rekabet üstünlüğü ve buna bağlı yüksek kâr” olduğunu varsaydığımızda yukardaki sorunun cevabını vermek bir hayli zorlaşıyor.

Gün geçtikçe daha çok firmanın, ürüne yönelik değil ürünü çevreleyen faktörlere yönelik geliştirdikleri inovasyonlarla önemli rekabet üstünlükleri kazanabilmeyi başardıklarını gözlemleyebiliyoruz. Kuşkusuz bunun en çarpıcı örneklerinden birisi, Tuborg’un geliştirmiş olduğu “temiz kapak” inovasyonudur. Kutunun içerisindeki biranın lezzeti ya da biyokimyasal yapısı ve içeriği yerine ürünün ambalajında yapılan bir düzenleme ile bira pazarını sarsabilmeyi başarmışlardır.
İşte size “ürün çevresi inovasyonu”.

Böylesine başarılı bir inovasyona imza atmayı başarabilmelerinin arkasında yatan hokus pokusun ise müşteriyi iyi gözlemlemiş olmalarında yattığını da rahatlıkla ifade edebiliriz. Müşteriye karşı körleşmiş şekilde, sadece rakiplere bakarak, laboratuvarlarda gerçekleştirilen “ar-ge faaliyetleri” ile yakalanamayacak bir başarı söz konusudur Tuborg için.

“Ürün çevresi” kavramını, ambalajla sınırlandırmak elbette büyük bir yanlışı barındıracaktır. Ürün çevresi’ni, ürünle ya da ürünün özellikleri / performansı ile doğrudan ilgili olmayan ancak bir yandan da ürünün kendisindeki düzenlemelerden çok daha etkili şekilde tercih edilirlik sağlayan faktörler olarak tanımlayabilmemiz mümkündür. Bundan önceki yazımızda bahis konusu ettiğimiz Dove’un da ürün odaklı olmayan çok önemli bir inovasyona imza attığını biliyoruz. Dove, ürün dışında kalan tek bir faktörle “tercih edilirlik” sağlayabilmeyi başarmıştır: Size “süper model” güzelliği vaat etmiyoruz, siz zaten güzelsiniz…

Müşteri değer alanı yaklaşımı içerisinde, müşteriye kendisini daha iyi hissettirebilecek her yaklaşımın, her adımın ve her inovasyonun, müşteri tarafından yüksek ölçüde karşılık bulma ihtimali bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz zira bugün fazla olan şey çeşitlilik, nadir bulunan şey ise, müşterilerin kalplerine temas edilebilmesine olanak sağlayan “insan dokunuşudur”.

Bu tip inovasyonun odağını tespit edebilmenin tek yolu müşteriyi doğru araçlarla gözlemleyebilmektir. Bu gözlemler sonucunda, kimi zaman kuşkusuz ki, ürüne yönelik bir ihtiyaç da tespit edilebilir ve bu da bir ürün inovasyonuna kaynaklık edebilir. Böyle bir durumda ürün inovasyonuna odaklanmak da elbette mümkündür ama öncelik olarak (ve çoğu zaman sadece) “ürünü geliştirmeye” odaklanmış firmaları büyük açmazlar beklemektedir. Bu tip bir yaklaşımın, hedeflenen ticari başarıya hizmet edebilmesi ise hem zor, hem zaman alıcı hem de yüksek maliyetlidir.

Önümüzdeki on yıllara imza atacak firmaların, ürün çevresine odaklananlar arasından çıkacağını düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

, , , , , , , , , , ,